Budapeşte de harabe barı keşfetmek
Yeni bir macera için yine yollardaydık! Bu kez Selin, Can ve ben, birkaç günlük keyifli bir kaçamak yapmak üzere Budapeşte'nin yolunu tuttuk.
28 Mayıs Çarşamba sabahı şehre oldukça erken saatlerde vardık. Havalimanından çıkar çıkmaz otelimize doğru yola koyulduk. Ancak otelimiz, Budapeşte'nin turistik merkezlerine oldukça uzak bir konumdaydı. Bu nedenle önce tramvaya, ardından metroya binmemiz gerekti. Her ne kadar biraz uzun sürmüş olsa da, bu yolculuk bize şehrin turistlerin pek uğramadığı bölgelerini ve yerel halkın günlük yaşamını yakından gözlemleme fırsatı sundu.
Otele yerleşip kısa bir dinlenmenin ardından kendimizi Tuna Nehri kıyısında bulduk. Nehir kenarında yaptığımız keyifli öğle yemeğinin ardından çevreyi keşfetmeye başladık. Çok geçmeden Budapeşte'nin en simgesel yapılarından biri olan Aslanlı Köprü ile karşılaştık. Köprünün girişinde nöbet tutar gibi duran devasa aslan heykelleri ve tarihi atmosferi gerçekten etkileyiciydi. Nehrin iki yakasını birleştiren bu görkemli yapı, şehrin ruhunu en güzel yansıtan yerlerden biri olarak hafızama kazındı.
Daha sonra tarihi tramvay ve füniküler hattını kullanarak Kale Tepesi'ne çıktık. Burada Macaristan Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve tarihi Buda Kalesi'ni ziyaret etme fırsatı bulduk. Zirveye ulaştığımızda ise bizi nefes kesici bir manzara karşıladı. Tuna Nehri, köprüler ve Budapeşte'nin tarihi silueti ayaklarımızın altındaydı. Ayrıca şansımıza nöbet değişim törenine denk geldik ve bu geleneksel gösteriyi izlemek oldukça keyifliydi. Bölgede kurulan hediyelik eşya tezgâhları da küçük alışveriş molaları için güzel seçenekler sunuyordu.
Şehirde geçen dolu dolu bir günün ardından rotamızı Budapeşte'nin meşhur Harabe Barlarına çevirdik. Bu konsept, kullanılmayan eski binaların ve terk edilmiş yapıların sıra dışı eğlence mekânlarına dönüştürülmesiyle ortaya çıkmış. Gittiğimiz mekân da şehrin en ünlü harabe barlarından biriydi.
Barın bulunduğu mahalle ilk bakışta biraz bakımsız ve ürkütücü görünüyordu. Bu nedenle oraya yürürken açıkçası biraz tedirgin oldum. Ancak mekâna adım attığımız anda tüm düşüncelerim değişti. Daha doğrusu "içeri" demek pek doğru olmaz; çünkü mekânın büyük bölümü açık avlulardan ve bahçelerden oluşuyordu. Elimizde birer kadeh şarapla etrafı keşfederken kendimizi adeta alternatif bir sanat sergisinin içinde bulduk.
Mekânın her köşesinde eski bisikletler, televizyonlar, tabelalar, oyuncaklar ve ne işe yaradığını anlamakta zorlandığımız sayısız ilginç obje vardı. Tam anlamıyla düzenli bir karmaşa hâkimdi ve bu da mekânı unutulmaz kılıyordu. Budapeşte'nin yaratıcı ve özgür ruhunu hissetmek için bundan daha iyi bir yer düşünemiyorum.
Bu sıra dışı mekânı keşfetme fikrini ortaya atan Selin sayesinde seyahatimizin en ilginç deneyimlerinden birini yaşadık. Budapeşte'nin yalnızca tarihi ve mimari güzelliklerini değil, alternatif kültürünü ve gece hayatını da keşfetmek, bu kısa kaçamağı çok daha özel ve unutulmaz hâle getirdi. Şehrin sokaklarında geçirdiğimiz her an, bize yeni bir hikâye ve yeni bir bakış açısı kazandırdı.

Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yap.
İlk yorumu sen yaz.