Johannesburg: Asfaltın Altında Atan Vahşi Kalp
2017-2018 yıllarıydı. Henüz 17-18 yaşlarında, hayatı yeni yeni keşfeden bir genç olarak Johannesburg'da tam bir buçuk yıl geçirdim. O yaşın verdiği toylukla ilk başlarda şehri sadece devasa binalardan, bitmek bilmeyen bir metropol gürültüsünden ve gri asfalttan ibaret sanmıştım. Dünyanın en büyük finans merkezlerinden birinin, Afrika'nın o bildiğimiz el değmemiş doğasıyla hiçbir bağı kalmadığını düşünüyordum.
Fakat orada yaşadığım süre boyunca, bu devasa beton yığınının aslında nasıl nefes aldığını kendi gözlerimle gördüm. Şehrin yüksek tepelerinden birine çıkıp baktığınızda, o gökdelenlerin bittiği yerde uçsuz bucaksız kızıl Afrika toprağı başlıyordu. Şehir, sanki milyonlarca ağacın oluşturduğu devasa bir ormanın içine sonradan kondurulmuş gibiydi. Asfalttan seken o bunaltıcı sıcaklığın hemen ardından aniden kopan şiddetli fırtınaları izlemek, dev binaların arasında inatla açan o meşhur mor jakaranda ağaçlarını görmek bana doğanın şehre boyun eğmediğini öğretti.
İnsanlar genellikle vahşi doğayı deneyimlemek için şehirden kilometrelerce uzağa, savanalara gitmek gerektiğine inanır. Oysa Johannesburg'da çelik binalarla o ehlileştirilemez kıta ruhu resmen omuz omuza yaşıyordu. Toprak ve beton birbirini boğmuyor, aksine garip ama kusursuz bir denge kuruyordu.
Aradan yıllar geçti, artık orada değilim. Ama geriye dönüp baktığımda çok daha iyi anlıyorum; o sokaklarda geçirdiğim bir buçuk yıl bana sadece farklı bir kültürü değil, doğanın en modern metropollerin bile kalbinde nasıl vahşice atabildiğini gösterdi. O asi şehrin bende bıraktığı iz, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin silinmiyor. 🌿🏙️



Yorumlar (3)
Yorum yazmak için giriş yap.
Die mooiste plek in Afrika is Kaapstad.
Çok güzel ülke gerçekten
👏